Kadir Has Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Özgür Zan tasarımın önemini anlatırken tasarımın “fark yaratabilmek için güçlü bir araç” olduğunu vurguluyor. Bunun için elbette her tasarım işinde “Kullanıcı Deneyimi”ni gözetmek gerek. Peki bu ne anlama geliyor, uzmanından öğreniyoruz.

“Kullanıcı Deneyimi” nedir ve nasıl kavramsallaştı?

Maalesef İkinci Dünya Savaşı ile ortaya çıkıyor. Fakat o zaman adı “Kullanıcı Deneyimi” değil. Askerler için üretilen silahları askerlerin yeterince iyi kullanamadığı, dolayısıyla insan faktörünün önemi ortaya çıkıyor. Yani bir ürün geliştiriyorsunuz ama bu ürünü bir insanın kullanacağını yeterince düşünmeden ve irdelemeden geliştiriyorsunuz. Bu da insanların hem bilişsel hem ergonomik olarak rahat kullanamamasına yol açıyor. Tabii ki daha sonra internete ve mobil uygulamalara yansıyor. Ama baktığımızda hem içtiğimiz latte’nin bardağının tasarımından, bir müzenin tasarımına veya herhangi bir şekildeki bir kapının tasarımına, kullandığımız bilgisayarın, mouse’un, bütün bunların bizim “user friendly” dediğimiz, (kullanıcı dostu) daha sonra 1990’larda “user experience” (kullanıcı deneyimi) olarak adlandırılan “kolay kullanım” ve insanlar kullanırken aslında deneyimleri ile içiçe geçen ve ürünü daha rahat kullanmalarını sağlayan, keyif almalarını sağlayan bir dal.

Tabii önemi şuradan geliyor: Ne kadar kullanıcı deneyimi metodolojik olarak iyi uygulanırsa, insanların hayatına o kadar değer katıp, insanların rahat ve severek kullanabilecekleri ürünler geliştirilmiş oluyor. Böyle olduğu zaman da o ürünlerin değeri çok artıyor. Müşteriler açısından “lovemark” (en çok sevilen marka) olmaya başlıyor. Şirketler de kendi marka değerlerini çok ciddi oranlar da arttırmış ve büyük başarılar elde etmiş oluyorlar.

“Kullanıcı deneyimi uzmanı” dediğimiz zaman pek çok farklı sektörde farklı uzmanlardan bahsediyoruz, o halde?

Evet, multidisipliner dediğimiz çok disiplinli bir alan. İçerisinde psikoloji de var, mühendislik de var, pazarlama da var. Tasarım; mimari, görsel tasarımlar da var. Ama günümüzde daha çok, metodolojisiyle yani öncelikle “tasarım” gibi algılanıyor kullanıcı deneyimi ama görsel tasarım değil, onun öncesinde daha araştırma aşamasından gerçekten “kullanıcı ihtiyacı nedir”den başlayarak, ürün özelliklerini belirlemeye ve ondan sonra, eskizler çalışarak ana çerçeveler oluşturmak ve daha sonra onları tasarıma dökmekten bahsediyoruz. Sonrasında kullanılabilirlik testleri ile “Tasarladığımız şeyi gerçekten insanlar rahat kullanabiliyor mu” “Nereleri müşteriyi memnun ediyor ya da etmiyor” sorularının yanıtları ortaya çıkarılıyor. Bundan sonra da süreç bir döngü içerisinde devam ediyor.

Dolayısıyla “kullanıcı deneyimi” diye baktığımız zaman işin içinde hem felsefe hem de metodoloji var diyebiliriz.

Kullanıcı deneyimi için, bize günlük hayatta en sık kullandığımız bir üründen örnek verir misiniz?

En sık aklımıza gelen örnek, tabii işin felsefesi de deneyince Steve Jobs’ın tasarımları geliyor. Arkasında biraz “Zen” mantığı da var. Tasarımda kullandığınız ögenin gerçekten orada olması gerekiyor, fazlalık içermemesi gerekiyor. Dolayısıyla Steve Jobs’un mantığı bize şunu da görteriyor; kendisi şirketin başındaki yönetici olsa da aslında ürün yönetimine verdiği önem sayesinde ürünü kullanacak müşterilerinin hayatını düşünüyor ve Apple ürünlerini bunlara uygun üreterek başarıyı yakalıyor.

Bu alanda kendini geliştirmek isteyenlere neler önerirsiniz, trendler neler?

Belli bir alan olarak kategorilendirmek yanlış olur ama mobil uygulamalar tarafında şu örnekleri verebilirim; kimler daha çok gelir kazanıyor derseniz, oyun, sosyal medya veya haber siteleri başta geliyor. Yine de ticari olarak bu sıralamalar değişebiliyor. “Bu tutuyor, bunu yapalım”dan ziyade, hep yapılmayanı yapmak içinde risk barındırsa da kullanıcı da keşfetme süreci yarattığı için önemli. Tasarımcı için başarısız dahi olsa, yeni bir ürün yaratmayı öğrenme süreci için değerli. Ve bu şekilde yola çıktığınızda çok güçlü adımlarla yola devam edebiliyorsunuz. Ülkemizde başarısızlık çok kötü görünüyor ama aslında örnedğin Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Silikon Vadisi gibi yerlerde başarısız olmuş insanlar, bir kere düşmüşse daha değerli, “bir şeyler öğrenmiştir, aynı hatayı bir daha yapmaz” gözüyle bakılıyor. Hata yapmak, denemek, keşfetmekten çekinmemek lazım.

Reklamlar