Kanal İstanbul “kapatılsa bile” çürümeden geri dönüş olmayacak. Projeyi doğru değerlendirebilmek için Boğazlar sisteminin nasıl işlediğini ve İstanbul denizlerinin kendine has dinamiklerini bilmek gerekiyor.

Erteleniyor ama hala gündemde: Kanal İstanbul’un doğanın döngüsünü bozma ihtimali çok ama çok yüksek. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan tarafından, Kanal İstanbul projesinin nihai güzergâhının Küçükçekmece-Sazlıdere-Durusu koridoru olarak belirlendiği ve bu yıl içerisinde yapım ihalesinin açılacağı açıklandı. Projeye göre planlanan bu koridor boyunca bir kanal kazılması ve yapay bir kanalla Marmara Denizi ile Karadeniz’in birleştirilmesi.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı, projenin başta İstanbul olmak üzere genel olarak doğa için de tehlikesine dikkat çekiyor. Kanal İstanbul Projesi, yalnız devasa bir yatırım değil aynı zamanda yüzyıllara dayanan geçmişinde bugüne kadar İstanbul doğasının karşı karşıya bulunduğu en büyük mühendislik operasyonu. Proje gerçekleşirse Karadeniz, Boğazlar, Marmara ve Kuzey Ege gibi geniş bir coğrafyada çok boyutlu olumsuz etkiler söz konusu.

İstanbul denizleri ve boğazlar sistemi

Kanal İstanbul her ne kadar İstanbul’a yeni bir çehre getirmek amacıyla düşünülmüş olsa da; ne yazık ki aşağıdaki maddelerde sayılan tüm doğa unsurlarının dengesini etkileyecek bir projedir.

*Küresel boyutlara sahip bu sistem hassas dengelerde çalışır. Bundan 12 bin yıl önce bir tatlı su gölü olan Karadeniz, zamanla suların yükselmesi sonucu taşarak, Boğaz üzerinden Marmara’ya akmaya başlamıştır.

**İstanbul Boğazı’nın Karadeniz çıkışı Marmara çıkışından 30 cm daha yüksektir ve her gün yaklaşık 600 milyon metreküp su üst akıntılarla Marmara’ya doğu akarken, ters yönde ilerleyen alt akıntılar bunu dengelemektedir.

***Uzmanların dev bir havuza benzettiği Karadeniz’in tuzluluk oranı düşüktür. Tuna, Dinyeper, Dinyester nehirleri bu havuzu tatlı suyla dolduran, İstanbul Boğazı ise boşaltan musluklardır.

****Akdeniz, yazın sıcağı ve kışın rüzgarları ile sürekli su kaybedeken Karadeniz’in fazla suyu boğazlardan geçerek bu su eksikliğini tamamlar. Karadeniz’i besleyen kaynakların tatlı su olmasına karşın suyundaki tuzluluk, boğazların altından ilerleyen ters yöndeki akıntılardan kaynaklanmaktadır. Böyle bir durumda İstanbul Boğazı’na paralel 25 metre derinliğinde yeni bir kanal açmak, havuza giren suyu arttırmadan ikinci bir musluk açmak anlamına gelir.

*****Uzmanlara göre, boyutları itibariyle Boğaz’da olduğu gibi Kanal içerisinde iki yönlü bir akıntı sistemi geliştirilemeyecek ve Karadeniz’in kirli suları Marmara’ya dolacaktır. Marmara Denizi’nde bol besinli üst tabaka can çekişen alt tabakaya baskı yapacak ve oksijen hızla azalacaktır.

Kanal İstanbul kapatılsa bile…

Oksijen bitince, kanal kapatılsa bile bir daha geri dönüş olmayacak. Çünkü oksijensizlik kimyasal dengeleri alt üst edecek. Alt tabakadaki hidrojen sülfür yoğunluğunu hızla arttıracak. Sonuç olarak İstanbul lodos estiğinde dayanılmaz bir şekilde çürük yumurta kokusuna benzer bir kokuya maruz kalacak.

Zamanla bu çürüme Karadeniz’in de ekolojik yapısına yürüyecek. Tuna Nehri’nin Karadeniz’i kirlettiğinden şikâyetçi olan Türkiye kendi eliyle yaptığı ikinci bir boğaz ile bu kirliliği kendi evinin içerisine, yani Marmara’ya taşımış olacak. Bu durum Marmara’nın ölü bir denize dönüşmesi ile sonuçlanabilecektir.

WWF – Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) ayrıca 2015 yılında, Türkiye’nin önde gelen akademisyenlerinin katkıları ile konu hakkında bir rapor hazırladı. Raporda Kanal İstanbul’un ekolojik, sosyo-ekonomik ve siyasal/hukuksal boyutları incelendi. Öngörülmesi gereken riskler hakkında bilgiler sunuldu. Bu ve benzeri bilimsel dayanağı olan endişelere hala yanıt verilebilmiş değil.

Reklamlar